Perşembe, Ocak 28, 2010

Sonisphere Festival 2010 "Episode 2"



Henüz daha birkaç gün önce bu festival ile ilgili az çok bilgileri vermiştim, 2 alt kayıtta görebilirsiniz. Şimdi neden tekrar yazıyorum? Hmm... İsimlerle anlaşma "kesin olarak" imzalandığını resmi ağızlardan (festivalin Türkiye ayağının organizatörü Purple Concerts tarafından) duyruldu. Hem de üstüne balını şekerini dökerekten... Bal ve şeker ne mi?Mastadon? Heaven&Hell? Sanırım yeterli:)


Türkiye böyle bir festival görmedi. İçimden bir ses Purple Concerts haricindeki herhangi bir konser organizatörü varsa işin içinde yine göremeyiz. P.C. bu işi gerçekten biliyor ve hakikaten hakkıyla da yapıyor. Festivale Big Four + Rammstein katılacak Heaven&Hell de olursa artık kıyamet kopar derken üstüne bir de son yıllarda metal müzik piyasasında özellikle sahne şovlarıyla adından sık sık söz ettiren Mastadon da eklendi. Şöyle bir düşünün, deli gibi para biriktirdiniz, metalcisiniz, akmarda herhangi bir müzik markete girdiniz. Hangi grupların cd'lerini almak istersiniz? Metallica, Slayer, Megadeth, Heaven&Hell sanırım ilk sayılacak isimler arasında. Popüler isimlerden eminim ilk albümü alıncak isimler arasında Rammstein da vardır. Tabii iyi bir thrash metalciyseniz Anthrax'ı eminim atlamak istemeyeceksiniz. CD'leri boşverin de hepsini aynı sahnede izleyeceksiniz! Metal müziğin en babalarını hatta dedelerini/atalarını Beşiktaş'la Taksim'in orta yerinde, Dolmabahçe'de, bu ülkedeki en efsanevi konserlere mekan olmuş İnönü Stadında izleyeceğiz. Sizin de kulaklarınıza inanılmaz gelmiyor mu?:)

Line-up bu şekilde kalır kalmaz mı bilinmez. Artık benim hayalgücüm ötesine berisine geçmekte ciddi anlamda sıkıntı yaşamakta an itibariyle. Türkiye'den ise sadece Foma grubu açıklandı. Birçok daha isim eklenecek anlaşılan, irili ufaklı. Hepimize şimdiden hayırlı olsun!


Purple Concerts(PC)'tan birkaç bilgi Sonisphere ile ilgili:
  • Festivalin 2 headlinerı belli. Metallica ve Rammstein. Diğeri mavcut isimlerden seçilecek heralde, bir büyük isim daha açıklanmaz diye sanıyorum ama bunca gruptan sonra bir de Maiden patlatsalar şaşırmam!
  • Festivallerde en zor anlaşma sağlanan isimler headlinerlar olurken PC önce 2 headlinerla anlaşmış. 3. isim ise Metallica'nın daveti üzerine festivalde yer alan Heaven & Hell olmuş.
  • Festivalin bu yıl 2. senesi ama 2 yıl önce Metallica Festival olarak da varmış. Geçen yıl isim değişikliğine gidilmiş. Metallica olması ise grubun bu festivalin başlaması aşamasında büyük desteğiymiş.
Dipnot: Daha önce belirtmemişim, bilmeyenler varsa festival Haziran 25-26-27 tarihlerinde gerçekleşecek.

Çarşamba, Ocak 27, 2010

Şeytan'ın Fısıldadıkları

Meleklerin fısıltılarıyla mı büyüdünüz?
...
İşte o zaman şeytanın fısıldadıklarını
Çok daha iyi duyabilirsiniz.

Hayır, satanist falan değilim!:) Bu bir kitap. Emre Yılmaz isimli şahsi kanaatim doğrultusunda ya şeytan ya tanrı ya da dahi olduğunu düşündüğüm bir adamın yazdığı, denemelerden oluşan, eğlenceli ve sade bir dille yazılmış, okurken en az 50 kere "ulan harbiden de doğru beeee" diye tekrarlayacağınızdan emin olduğum, hayatım boyunca okumaktan en çok zevk aldığım ve hatta öyle ki 4 defa baştan sona kadar okuduğum bir kitap.

"Nefrete sevgiden daha çok güvenirim" dedi şeytan. "Çünkü nefretin sahtesi olmaz."

Öncelikle Emre Yılmaz'dan biraz bahsedeyim. Kendisi 1960 doğumludur. Liseyi Robert Koleji'nde bitirmiş daha sonra Amerika ve İtalya'da öğrenimine devam etmiş. Harvard Üniversitesi'nde Yakın Doğu Tarihi üzerine master yapmış bu da kesmeyince (!) New York'ta Columbia Üniversitesi'nde İş İdaresi ve Yöneticilik üzerine ikinci masterını yapmış, 1985 yılında ülkemize dönüşünü gerçekleştirmiştir. Türkiye'de bunca eğitimden sonra haliyle yönetici olarak çalışmış yanlış hatırlamıyorsam kendi şirketini kurmaktan da geri kalmamıştır. Fakat... 1995 yılında, artık her ne olduysa, tüm işlerini tasfiye etmiş kendi köşesine çekilmiştir. Kafa karıştırıcı olan kısım da bu. Emre Yılmaz'ı "gizemli" kılan unsur bu... Sen git başına "Türkiye'nin en iyilerinden", "dünyanın en iyilerinden" sıfatlarının düşünmeksizin koyulabileceği okullarda oku, masterını yap sonra deliler gibi para kazan (eee, hakkı tabi) ama birden duraksa ve ilkel benliğine geri dön. Tamam, imkansız değil ama neden? Kitaplarından anlaşıldığı kadarıyla içinde bulunduğu kesimden, toplumdan, insanlardan vs bunalma sendromu sanırım. Tipik bir melankolik_depresif_15@vırtzırtmail.com vakası gibi dursa da altında çok derin mevzular yattığı kesin. Herhangi bir fotosuna dahi rastlayamadığım (ya da Türkiye sınırları içerisinde birkaç yüzbin adet "Emre Yılmaz" olduğundan emin olamadığım) bir kişilik. "Into The Wild" gibi adeta... Herneyse, yazarı sorgulamayı geçiyorum.

"İçgüdülerimiz olmasa kimse Kötü,
Çıkarlarımız olmasa kimse İyi olmazdı."
diye fısıldadı Şeytan.
Ve ekledi,
"Üstelik İyi'ler can sıkarlar"

Emre Yılmaz ilk kitabını "Genç Bir İşadamına" adı altında yayınladı. Kitap Angora Yayınevi'nden 1996 yılında çıktı. Açıkçası bu kitabına pek ısınamadım ve hatta bitiremedim bile. Daha önce Şeytan'ın Fısıldadıkları'nı okuduğumdan dolayı beklenti yükseltmemden midir yoksa cidden vasat bir kitap mıdır bilemiyorum. Ama işin doğrusu, sevemedim. Seveni çoktur (okuyanlar arasında) orası ayrı.

Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla!
Kadına yakışan sadece aşktır.

Şeytan'ın Fısıldadıkları kitabı ise yine Angora Yayınevi'nden 1999 yılında çıkmış yazarın 2. ve son kitabıdır. Kitap mahkeme kararı ile 2 kere toplatılsa da yine yayınlanmıştır. Kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar büyük bir haz duydum okurken. İlk okuduğumda lise 1. sınıftaydım. Hani hayatınıza yön veren bir kitap var mı deseler sanırım cevap için 1 saniye dahi düşünmem. Öyle bir kitap. Özlü sözlerden denemelere, denemelerden hayatın içine karışan, "vay bee hakikaten doğru söylemiş", "ulan harbiden haklı adam ya" gibi tepkilerin kitabın ortalarından sonra artık "normal" bir duruma dönüştüğü bir kitaptır kendisi. Ama hiçbir zaman, hiçbir kimseye göre gri değildir yazarın kaleminden sayfalara dökülmüş olanlar. Ya siyahtır ya beyaz. Yazar insanların gözünde ya boktan bir palavracı, kendini gaza getirmeye adamış ve yazar dahi olamamış bir tip, o kadar çalışıp ettikten sonra kendi inine çekilmesi saçma olan bir yalancı ya da ferrarisini satan bilge, büyük bir düşünür, gerçekleri en saf ve en "gerçek" haliyle anlatan/yorumlayan insan olmuştur. Karamsar, kötümser ve oldukça gerçekçi bir hava içerisinde aforizmalarla, özlü sözlerle öyle güzel yuvarlanıp gidiyorsunuz. Hayata dair, daha doğrusu hayatın her anına dair bir şeyler bulabilmek mümkün. Sanırım "hayata dair sözlük" demek yanlış olmaz. Okuyup da ufkunuzda bir genişleme, olaylarda farklı bakış açıları yakalama, hayatınızda irili ufaklı değişiklikler gerçekleşmediyse yakında mavi ekran çıkacak hayatınızda demedi demeyin!

Yokuştan yukarı çıkarken yolu görürsünüz
Ama aşağı inerken manzarayı seyredersiniz.

Kitabı herkes okumalı, seven-sevmeyen, bu düşünceleri paylaşan-paylaşmayan herkes mutlaka bir kere okusun. Seveni, bu doğrultuda düşüneni bir kere daha okusun. Sonra da başucuna koysun, her gece yatmadan rastgele bir sayfasını açsın ve o sayfayı tekrar okusun. Tavsiyemdir. Yine kitaptan alıntılarla bitiriyorum...

Şu dünya için yorulmaya değer mi?
Değmez.
Ya öbür dünya için?
Vallahi onun içinde değmez.
Peki napalım?
Hiç.
Bir hasır serelim $uraya. biraz tütün, biraz kahve..
Ve?
Ve susalım.
Yat aşağı
Bulutları seyret
Hiçbirşey yapma
Herşey olmanın sırrı
İşte bu.
Katlanman gerekiyorsa katlanacaksın.
Kapı açıksa çıkacaksın.
Daha ne?
Gelene uy.
Gidene yapışma.
Bi yerlere sıvışmak mı istiyosun?
Poyrazsa güneye in
Lodossa kuzeye çık.
Esmiyor mu?
Etrafına bir bakın. burası bugünü geçirmek için hiç de fena bir yer değil.
Ya aylaklıktan sonrası?
Orada da tanrı oturuor olmalı.
Aylağın zır delisi gözünü oraya da diker.
Nirvana dedikleri,satori dedikleri, "en'el hak" dedikleri de işte budur.

---------------------------------------

Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder;
Bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için.
Arada çok önemli bir fark var:
Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar,
Bir kadın ise doyamadığı için erkeğini sıkılır.

---------------------------------------

Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz.
Aşık olan erkeğin gözünde ise herşey yeniden değerlenir.
Çünkü aşık kadın "nasıl olsa bitecek" sezgisiyle hareket eder.
Aşık erkek ise "nasıl olsa sonsuza dek sürecek" yanılgısıyla.

Aşık kadınlar işte bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar.
Aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.

---------------------------------------

Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için bu bir eksikliktir;
Başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise bu bir fazlalıktır.

---------------------------------------

Tanrıya inanmayan ateist, kadınlara inanmayan bilgedir.

---------------------------------------

Gençken azmayı beceremeyenler, yaşlılıklarında hem azar hem beceremezler.

---------------------------------------

- Beni acıtabilmek için önce nereye vuracağını çok iyi bilmelisin.
- Nereye vuracağını bilmek için önce beni çok iyi tanımalısın
-Beni çok iyi tanıyabilmek için sevgilim olmalısın
-Sevgilim olman için seni çok sevmeliyim.
+ Yani?
- Yani seni çok seversem beni acıtabilirsin.
+ Eee?
- Ne ee'si... Ayrılıyoruz.

---------------------------------------

Sadece şeytanın vesveselerini duyuyorsanız -delisiniz.
Sadece tanrının ayetlerini duyuyorsanız -peygambersiniz.
...
Ama her ikisinin muhabbetini bir müddet dinliyor
Sonra kalkıp bir reçelli ponçik yiyorsanız
Muhtemelen aklı başında bir insansınız.

Sonisphere Festival 2010

Sanırım, birkaç yıldır ilk defa heycanlandım bir festival haberini görünce. Metallica konserini bir kenara koyarsak (festival olmaması açısından) Rock Republic'ten bu yana (ha gittim mi, gidemedim) hiç heyecanlanmamışım festival haberlerine bunu anladım. Ama Sonisphere'i öğrendiğimden beri gözüm üstü toz tutmuş simsiyah tişörtlerimde, pantalonlarımda, bilekliklerimde! İçimdeki metalci yeniden uyanıyor ahaali :)

Neyse efendim, bir süredir şu gelecek, yok o gelmeyecek bu gelecek vırt zırt derken festivalin Türkiye ayağının organizasyonunu gerçekleştirecek olan Purple Concerts firmasından beklenen açıklama geldi: BIG FOUR !!! Metal müzikle pek haşır neşir olmayan arkadaşlar belki Big Four metal camiası için ne demektir anlam veremeyebilir o yüzden hemen açıklık getirmek lazım ki: Metallica, Megadeth, Slayer, Anthrax... Metal müzikle uzaktan yakından accık alakadar insanlar için bu 4 kelime sanırım kâfi. Thrash metali, yani metalin babasını yaratan, babaların babaları (yani büyükbaba oluyorlar sanırım bu durumda) ülkemize aynı festival çerçevesinde çıkacaklar. Ha bir de yanlarında Rammstein geliyor ki onlar da üzerine tatlısı oluyorlar. Birkaç senedir Türkiye'de gelişen metal organizasyonları artık tepeye, en tepeye çıkmış olacak sanırım.

Metallica... Megadeth... Slayer... Anthrax... Bu zamana kadar tarihte hiçbir defa bu 4 isim aynı festivalde çalmadı. İlk defa bu yaz bu olay 4 Avrupa ülkesinde gerçekleşecek ve bunlardan biri de biziz! Eeee, hal böyleyken de kendine metalci diyen (ben demiyorum) ya da en azından bir zamanlar metal müzikle içli dışlı olmuş (işte bu benim) herkes elini acımadan cebine atmalı ve neyse parası basıp almalı bileti. Bilet fiyatları henüz açıklanmadı ama kalın olacak gibi duruyor. Tahminimce 200'den aşağı olmaz herhalde. Ama yapacak birşey yok:) İnternette dolaşan kimi söylentilere göre de Heaven & Hell ve Mastadon da gelecekmiş. Fakat yukarıdaki 5'liden sonra üstüne bir de efsanevi H&H görmeyi Türkiye'de kaç bünye kaldırır orasını bilemeyeceğim. Umarım sadece söylentidir (ne dedim?!). Kanımca Çek Cumhuriyeti'nde de Big Four olacağından oradaki kadroya bakıp buradaki kadro hakkında yürütülen tahminlerden dolayı bu söylenti.

Bir festival için en önemli unsurlardan biri de kuşkusuz nerede yapılacağıdır. Bildiğim kadarıyla resmi açıklama gelmedi nerede olacağına dair fakat Slayer kendi sitesinde tur tarihlerini açıklarken TR'deki için İnönü Stadı'nı yazmış. Ben pek ısınamadım, Sonisphere gibi bir festivalden Rock&Coke tarzında fakat tabii ki daha büyükçe, karnaval havasında bir festival beklerdim. Ayrıca Metallica zaten Sami Yeni doldurdu, üstüne Down'dan -muhtemelen- çok daha popüler gruplar eklenecek, İnönü yeterli olacak mı tartışılır. Bir başka açıdan bakarsak, alan küçüldükçe bilet fiyatlarının yükseldiğine şahit olduk geçtiğimiz yıllarda, acaba daha mı büyük bir yerde olsaydı diyerek fazla da memnun değilmişim gibi aptal metalci triplerine girmeden sakince kapıyorum bu konuyu da:) kamplı festival olmaması ise nedense "ohh" dedirtiyor zira içimdeki o lanet ses kesin bana o konaklamalı bileti aldırırdı ve festival süresince pislikten, rahatsızlıktan ve daha bilimum nedenlerden ötürü hayattan soğurdum.

Gruplar hakkındaki kişisel görüşlerime gelince:
Metallica hakkında yorum yapmak istemiyorum. Bok atanlar attıkları bok kadar insan değildir. Bu kadar.
Slayer... Severim. Yıllar önce Rock Republic'e geldiklerinde çok sevinmiştim, hatta gözlerim dolduydu. Şimdi ise porno yıldızlarının filmdeki o profesyonel ve itici (aslında bazen de çekici mi ne:D) tavrında olduğumu farkettim. Yani evet yine heyecanlıyım ama artık metalciliği askıya asıp kenara koyduğum naftalinlerin üzerine sinmesinden midir nedir, Rammstein'a daha çok sevindim mesela:)
Anthrax... Hiç bir zaman çok sevemedim ama her zaman çok saygı duydum. 1-2 şarkısı hariç canlı izlerken eşlik edebileceğim şarkıları yok ne yazık ki. Hep Big Four'un "Four"u olarak kalmışlarsa da heyecan verici.
Megadeth... Çok sever zerre kadar saygı duymam. Şarkılarından en aşağı 15-20 tanesini ezbere bilirim ama o Mustaine'in yaptığı ipnelikler yok mu... Metallica ve Slayer hakkında onca laf söylemese, 2 dakka akıllı uslu olsa taparım bunlara. Son kadrosu nasıl bilmiyorum bunu farkettim şuan ama Rockİstanbul'da sahnesi gayet iyiydi, umarım yine aynı kalitede olur.
Rammstein... Metallica'dan sonra beni en çok heyecanlandıran (Big Four olayını geçersek) grup. Sahne şovlarını gerçekten çok merak ediyorum. Özellikle Pussy klibinden sonra Türkiye'deki hayran kitlesini 2'ye katladıklarını düşünürsek festivale çok insan çekecekleri de kesin:) Umarım youtube'da hayranlıkla izlediğimiz sahne şovlarından birini de burada bizlere yaşatırlar!

Eveeeet, kaçınılmaz sonla karşı karşıyayım ki o da: yazmaktan sıkıldım. "Sert kalın" sevgili insanlar der, lounge müziğimi dinlemeye çekilirim:)

Cumartesi, Ocak 16, 2010

Digitürk vs Türk Telekom (TSL Yayın İhalesi)

Hemen başta söyliyim, tabii hala bilmeyen varsa, yayın hakkını Digitürk kazandı. Yayının yaklaşık 1 saatlik kısmını seyredebildim, o da günlük sıkıcı işler kotasını yeterince doldurdu. Allaaam yarebbim nasıl bi ihale o? Sidik yarışı demek bile az kalır yanında zira saatlerce işeyebilcek bi insan evladı yok.

214 Milyon $ ile başlayan ihale 321 milyon $ ile sonuçlandı. Yer yer 2M $ arttırımlar olsa da ihalenin yayın süresini 50.000’lik artışlar s*kip attı sağolsunlar, adeta aşık atışmasına döndü karşılıklı verilen açık arttırmalar dahilinde. Toplamda ise tam sayısını bilmiyorum ama tahminim 200-250 kere teklif verilip arttırma yapılmıştır.

Taraflara gelince, ihale başladı, sürdü, bitti ama ben hala Türk Telekom’un nereden yayın yapacağını anlamadım?! Önce Trt üzerinden şifresiz dendi sonra yok efendim Trt’ymiş ama decoder üzerinden değil yerel yayın ağından dendi sonra Trt boşverildi internet üzerinden dendi, en son da öyle kaldı (dendi derken izlediğim yer bir kafeydi, kafe içerisindeki muhabbetleri kastediyorum). Hayır merak ettiğim asıl konu şu, büyük ihtimalle 3G teknolojisi de hazır yayılmaya başlamışken internet tabanlı olucaktı TT’nin yayını. Ama bu TT ki daha interneti adam gibi çekip çevirememekte yayını nasıl yapıcak? Aklıma gelen komplo teorisi şu oldu: TT madem yayına bile açıklık getirmedi Digitürk’e fiyat arttırmak için kastı. Yok ama olur da Karaahmet zırt diye çekilir falan. Az buz para değil…

TT’nin masasındaki adamlardan bahsetmek istiyorum. Yahu bu adam TT’nin özel emri, taktik uygulaması nedeniyle mi bu şekilde konuştu hep? “Eiiviiiitt arttırıyoruz X milyon X bin dolaar”. Hay nalet herif. Kimse de söylemedi adama evet demeden de fiyatı arttırabilirsin diye. Yer yer de ihalede Digitürk’ün asına işemeye kalksalar da Digitürk safı genel olarak sakindi. Kısa sürelerde sıkıntılı gibi gözükseler de konuşmacının ciddiyeti ve arasıra TT masasına attığı “hey allam yarabbim” bakışları, Karamehmet’in default olarak varlığı ve diğer 3. kişilerinin bence taktik gereği bulunduğu davranışlar (manasız bakışlar, herkesin elinde kalem gördükten sonra eline bi kalem alıp muhtemelen çöp adam çizip takılması) neticesinde ve 10 yıldır bu yayını elinde tutan Digitürk’ün tecrübesine ve kaybetmeleri durumunda hayatlarının biteceği gerçekleri doğrultusunda Digitürk’ün alması zaten kanımca beklenen bir durumdu.

Gelelim ihalenin eğlenceli anlarına. En çok güldüğüm olay kesinlikle ihalenin 311e dayandığı sırada TT yetkilisinin “eiiiviiit arttırıyoruz 311 Bin Milyon Dolar” demesi oldu :D O nasıl bir sayı birimi? Nasıl bir basamaklı sayı? Bir an için “oha bu kadar almak istediklerini bilmiyodum” diye içimden geçirmedim değil hani! Ayrıca devamlı bir mola almaları falan… Ne o öyle? Bak karşı tarafa, direk sahip orda oturuyo. Sen orda emir kulu. Patron demedi mi şu fiyat diye? Zırt pırt sormaya gitmeler falan. Ha diyosan ki ihtiyaç molası, çocuk musun ulan 2 dakika pipini tutamıyorsun? Prostat olsan bu kadar olmaz! Ayrıca bir an için de adam gibi dilleri sürçmedi yahu. Sürçtüklerinde saçmaladılar anca. Halbusi arttırırken yanlışlıkla “310 milyar dolar” deseydi ya. Cuk diye kaçsaydı bi taraflarına:D Ya da ne biliyim tam tersi olsaydı da “310 bin dolar” deselerdi de kaybetselerdi o saniye:D Herşey bir yana keşke ihalenin canlı yayının da ihalesi olmalıydı bence, ne çok izleyeni varmış!

Son olarak kazananlara gelelim. TT kazandı bir kere. Napacan daha elindeki hizmetleri adam gibi sunamıyorsun da TSL yayın ihalesini? Digitürk de kazandı her ne kadar yurdum insanının gözünde ortada dönen meblağanın büyüklüğü yüzünden “kesin battılar” gözüyle bakılsa da. Zira Digitürk üyeleri, reklamlar, sponsorlar falan derken 4 yıllık ödenecek paranın hepsini zannımca 2-3 yıla çıkartırlar rahat rahat. Geçtiğimiz dönemlere nazaran bir de artık 3G yayınları da olacak çünkü. Klüplere gelince, asıl onlar kazandı. Hatta büyük kulüpler 2x kazandı. Çünkü şimdi bu parayı anadolu kulüpleri yabancı transferlere bayılacak ve bu durumda yabancı kontenjanının kaldırılması için teklifte bulunan büyük kulüplere sağlam destek gelicek. Sanırım bu döngü içersinde giren yine halka olacak, onu da yeni dönemde Digitürk’ün spor paketinin fiyatları açıklanınca anlamış olacağız. Yazımızın sonunda Avrupa’nın bazı ülkelerinin yıllık yayın hakları için ödenen paralara bir göz atıp ligimizin hala değeri artmazken fiyatının bu kadar artmasını ironik bir tebessümle karşılayalım, umarız birgün o rakamların hakkettiği kaliteyi yakalarız:

1. Fransa (1. ve 2. Lig toplam) 668.000.000

2. Premier Lig (İngiltere) 665.000.000

3. La Liga (İspanya) 576.000.000*

4. Bundesliga (Almanya) 412.000.000

5. Turkcell Süper Lig 321.000.000

* La Liga’da yanlış bilmiyorsam Barcelona ve Real Madrid kendi yayın haklarını kendisi satıyor, havuza dahil değiller. Ayrıca İtalya neden 321’i geçememiş diyenler için de aynı cevap geçerli ama orda hepten, tüm takımlar dahil olmak üzere bir havuz sistemi bulunmuyor.

Bunların dışında Hollanda 90, Belçika 46, Portekiz 44, Yunanistan 38, Norveç 31 diğerleri daha da az.

Cuma, Ocak 15, 2010

HSBC!!! İnşallah hortumlanırsın!!!

Burdan tüm dünyaya sesleniyorum: HSBC'den uzak durun! Limango'dan bir alışveriş yapıyım diye girdim, hayattan soğudum. 3D Secure diye saçmasapan bir siteye bağlandım, güvenlik kodum soruldu, hsbc'nin websitesinden buldum neymiş koduuumun kodu diye, buldum da, sevinçle yazdım fakat kabul görmedi. Bir daha denedim olmadı. Kopyala&Yapıştır dedim yine yemedi. Sonunda da kaçınılmaz olan oldu ve kartım online alışverişe bloke oldu. Şimdi bir düşünelim. Limango para kazanıcak. Hsbc desen onlar da kazanıcak. Hatta kartımın üyeliği Mastercard olduğundan onlar bile kazanıcak. İşlem sonunda giren çıkan bana olucak. Ama sinir küpüne dönen gene benim. Eee ne anladım? Madem 3D Secure'suz olmuyodu da yıllarca biz neden böyle bir sisteme kodumuzu yazmadan işlemler, alışverişler yaptık? Madem 3D Secure şifrem Hsbc sitesinde yazan değil bre koduklarım ne s*kime yazdınız oraya o şifreyi?! Alışverişten zaten soğudum da hani ilerde yine böyle birşey çıkar diye aradım müşteri hizmetlerini 44 kontörümü yedikten sonra kontörüm bitmesi üzerine telefon da kapandı ve sorunum haliyle çözülemedi. 40 kontör de bugün 10 liraya satılıyor. Öyle ya da böyle, her türlü s*kilen gene ben oldum. Hem sevinçle gördüğüm ürünü alamadım, hem 44 kontör gitti.

Dipnot: Telefondan HSBC'yi aradığımda önce zilyon tane reklam çıkıyor. Yok efendim uçuşlarda şöyle kampanya varmış yok efendim atm'lerden bilmem kaç tane işlem yapılabiliyormuş. BANANE ULAN! Telefonu kampanya dinlemek için açan bir tane sapık ruhlu insan evladı gösterin g*tümü vericem! Kuşbeyinsizler!!!

Dipnot 2: Limango ve Markafoni için davetiye isteyen bulsun beni:)

Moete Hero!

Chotto are mina eesu ga tooru
Suguremonozo to machijuusawagu
Chouchou sanba jigezagu sanba
Aitsu no uwasa de chanba mo hashiru
Sore ni tsuketemo oretacha nan na no
Booru hitotsu ni kirikiri maisa
Dasshu Dasshu Dasshu
Kikke endo dasshu
Itsuka kimeruze inazuma shuuto
Sontoki ore ga suupaa hiiroo sa
Dasshu Dasshu Dasshu
Kikke endo dasshu
Moete seishun kakenukero

Chotto boreso na eesu ga warau
Nekomokuwaeta sanma o otosu
Tsumidane sanba jigezagu sanba
Aitsu ni muchuu na suzume mo 3/san-wa
Sore ni tsuketemo oretacha nan na no
Imo toiu nara katte ni ii na
Dasshu Dasshu Dasshu
Kikke endo dasshu
Itsuka hikaruze hedinge shuuto
Sontoki ore ga suupaa hiiroo sa
Dasshu Dasshu Dasshu
Kikke endo dasshu
Moete seishun kakenukero

Bu satırlar herhangi bir anlam ifade etti mi? Etmediyse hemen açıyoruz konumuzu. Şarkının adı başlıkta da belirtildiği üzere Moete Hero. İfade etmesi gereken şey ise 90lı yılların sonlarına doğru her sabah 6 sularında kalkmamıza neden olan, yarım saat sürse de gün boyunca hemen hemen hiçbir şeyden böylesine keyif almadığımız, pası atıp topun gidişini birkaç dakika beklerken bölümün bittiği ve bir sonraki bölümü heyecanla beklediğimiz, maç sırasında geçen bölümleri adeta real-time izlediğimiz çizgi-dizi kahramanı futbolcumuz. Kaptan Tsubasa! Kim ki mahalle maçlarında hızlı davranıp "ben tsubasayım!" derse onun havası olurdu. Vakabayaşi (artık nasıl yazılıyorsa...) de çok "COOL"du tabi ilk zamanlarda. Vakit kaybetmeden bizi o güzel çocukluk günlerimize götürecek olan şarkının mp3'ünü paylaşmak istiyorum.


link: http://rapidshare.com/files/335528229/Captain_Tsubasa_-_Moete_Hero.mp3.html

alt. link: http://hotfile.com/dl/24250075/979b6d9/Captain_Tsubasa_-_Moete_Hero.mp3.html

(Lütfen linkten indirdiğiniz şarkıyı dinledikten sonra siliniz diyerek de bilimum yasal önlemimi alır uzaklaşırım buralardan.)

Metal Dünyasının En Çirkin 10 İnsanoğlusu!

Kısa süre önce (itiraf: yaklaşık 2 dk) gördüğüm ve hatta linkini de seve seve paylaştığım sitedeki bu top 10 ilgimi çekti. Büyük bir heyecanla üye olup gerekli mi gereksiz mi konusuna hala bir anlam yükleyemediğim blogger için ilk kaydın da bu kadar gereksiz bir konu ile başlayacak olması manidar diyip listemizi 10'dan geriye doğru sayıyoruz.


10. Steve Grimmett – Grim Reaper


Fazla yorum yapılacak bir şey görmüyorum. Evet, çirkin.










9. Dave Murray – Iron Maiden

Efsane metal grubu, kimilerince en efsanesi, Iron Maiden ayrıca değinilmesi gereken bir grup bu başlık altında bana kalırsa. Metal camiasının kadınlarla olan ilişkisi malumunuz. Lemmy'nin Bir Metalcinin Yolculuğu belgeselinde de itiraf ettiği üzere kimi günümüz efsane metalcileri zamanında sadece 3-5 kadın ilgisi çekebilmek için müzikle uğraştığını göz önünde bulundurursak, Iron Maiden sanırım bu sütün kaymağını hiç yiyememiştir heralde, bir grubun elemanlarının hepsi mi çirkin olur arkadaş? Müzikal olarak laf etmek tabii ki saçmalaktır ama yok yahu, frontman Bruce amcamız bile bildiğin çirkin! Top 10'da sadece 1 Maiden elemanı olması bence gruba duyulan saygıdan. Neyse geçelim 8 numaraya...



8. Shane Embury – Napalm Death


Sanırım 10 kişilik bu güzide liste içerisinde kimsenin laf edemeyeceği, "yok yahu aslında bu fotoğrafta böyle çıkmış, yoksa filinta gibidir" diyemeyeceği yegane amcalardan biri. Fotoğraf gerekli açıklamaların hepsini içermektedir.







7. Vrangsinn – Carpathian Forest


Vay anam vay bee... Bu nasıl bir insan evladı? Nasıl bir yaşam formu? Hadi hepsini geç, Vrang, koçum bu nasıl bi fantazi? Sado-Mazo mu diyim, humiliated sex mi diyim ne diyim ben sana? baktım baktım tiksindim yemin ediyorum. İnsan değilsin Vrang! Hümanistleri inandığından soğutursun! Madalyonun "arka yüzü" için, lütfen önden buyrun:
http://tepper.neostrada.pl/carpathian_forest_02.jpg
http://4.bp.blogspot.com/_bkFIPLIOGL8/RtHsDh0GzEI/AAAAAAAACg0/yzxlaZyCZgk/s400/bm50.jpg
Arşivimdeki tüm Carpathian Forest albümleri an itibariyle erişime engellenmiştir.



6. Ronnie James Dio


Metalciler tarafından %99 ihtimalle bilinen, efsanevi vokal. Eeee, allah bi yerden alıp başka yere veriyor savını da bu noktada ispatlıyoruz sanırım. Dio amcamız da ne yazık ki listeyi hakedenlerden. En son hastanede sağlık problemleri yüzünden kötü zamanlar yaşıyordu, hala taburcu olmadıysa acil şifalarımızı tekrardan diliyoruz.





5. Lemmy Kilmister – Motörhead


Lemmy, Lemmy, Lemmy... Tanrı yaratırken nasıl bu kadar büyük bir sille atmış bu adama? O sol yanaktaki "şey" ne hiç çözemedim?! Hani o "şey" olmasa yine bi gideri varmış sanki ya da Türk Rock tarihindeki atalarımız ve ata olmaya yüz tutmuş amcalarımız Lemmy'nin tarzına o kadar özenmiş ki (şimdi düşündüm de sadece Türkler de değil, gavurlar da özenmiş yahu! Nedeni nedir acaba diyorsanız birazdan paragrafı kapattıktan sonra biticek cümleyi takip eden cümle için sabırsızlanın! Tabi bu sırada paragraf ne ara ve neden başlamıştı?) göz aşinalığımızdan dolayı böyle düşünüyor da olabilirim. (Spoiler alert: İşte o cümle) Ha ama gelin görün ki metal dünyasında en fazla groupie'lerle samimi olan (1500-2000 arasındaki bir sayıdaki kadınla yattığı tahmin edilmektedir) insanların başında gelmektedir. Allahbaba beni böyle yarattı dememiş, özenen bezenen metalci arkadaşlardan "helal olsun beee"leri haketmiştir. In Lemmy We Trust! Beline Sağlık!


4. Devin Townsend – Strapping Young Lad


Hiç mi mahalleden bir amcan çıkıp "evladım iyi çocuksun hoş çocuksun da o saçlar ne öyle hiç sana yakışıyor mu, anana babana layık ol biraz" demedi mi, Devin? Gerçi yarattığı bu farklılıkla Metalocalypse çizgi-dizisindeki Dethklok grubunun elemanı Pickles'a ilham kaynağı olmuştur (diye düşünmekteyim bu benzerlikle).





3. The brothers of Nifelheim


Görmeye alıştığımız "çirkin black metalciler" dünyasından bu sefer bir çift kardeşle yayın akışımızı sürdürmekle beraber fazla yorum yapılcak bir tarafları olmaması nedeniyle de geçişimizi derhal gerçekleştiriyorum. Ha ama daha çirkini bulunamaz mıydı bu tartışılır ya da en azından listeye 10. sıradan falan girseler daha iyi olabilirmiş.



2. Timo Tolkki – Revolution Renaissance


Fotoları bu toplisti hazırlayan siteden direk olarak aldığım için bu fotoyu koydum ve açıkçası bu fotoğrafta pek nasıl bir tip olduğu anlaşılmamakta. Bu yüzden "aaaa o kadar da kötü değil yahu" diyenleriniz çıkabilir. Gaflete düşmeyin efendiler! Başta şu olmak üzere diğer fotolarına yine google görsel aramalardan ulaşabilirsiniz. Türk versiyonu için bkz. Kubat.





1. Dino Cazares – Divine Heresy/Fear Factory


Hmm... Şimdi burada biraz duralım. Listeyi biraz eğlence dolu biraz da merak dolu açtım siteden. 10'dan geriye doğru giderken de Lemmy, Timo gibi adamların olucağına adım gibi emindim. Aklımdaki isimleri gördükten sonra ise 1. için hiçbir merakım kalmamıştı, kalan 9u gördükten sonra. Fakat o da ne? 1. son derece süpriz oldu benim için, dahası aklımdaki birinci neden listede yoktu? Udo'dan bahsediyorum. Udo'nun ne kadar çirkin, berbat bir tip olduğunu tartışmam dahi. Udo'yu bir kenara bırakıyorum. Dino'ya geçiyorum. Tamam, adamın yakışıklı olduğunu savunmuyorum, çirkindir kendileri, eyvallah. Amaaa... Hani sevgilin sana der ya "ne kadar da şirinsiiiiin". Bunun asıl anlamı, yakışıklı kesinlikle değilsin ama şirinliğin var ordan kurtarıyosun yoksa sittin sene ilk gün evet demezdim. Heh! İşte o adamlardan biri de Dino'dur kanımca. Çirkin ama sevimli. Bıdık gibi. Şiddetle kınıyorum burdan site sahiplerini! Ayrıca Dino'dan daha çok, Udo'dan da daha az da olsa 1.liğe yakışıcak daha çooook adam var. Vinnie Vincent (KISS), Mick Mars (Motley Crue), Billy Milano (SOD), Ian Hill (Judas Priest) ve aklıma şuan gelmeyen niceleri varken...

Hoşgeldin Buraaak!

Hoşbulduk, efendiler hoşbulduk...